Yüksek Tahsilli Garsonluk Halleri


Daha henüz buralara gelmeden önce aklıma koymuştum.. Hatta etrafımdaki hemen hemen herkese de demişimdir "Gidince bir süre, tam-zamanlı bir mühendislik işi bulmadan cafelerde, barlarda çalışıcam.. Hem eğlenceli de olur, insanlarla kaynaşırım, bol bol Avustralyacaya maruz kalırım (çünkü bazıları gerçekten ağır Avustralya aksanı yapıyor, anlamakta güçlük çekebiliyoruz), dilim de hızlı gelişir vs. vs.."

İlk hedefim garsonluktu yani :P Hatta Ali dalga geçip duruyordu, hayalindeki meslek garsonluk herhalde senin diye :) Ama sonuç olarak dediğimi yaptım, yaklasık 1 aydır bir restoranda çalışıyorum akşamları.. Çok da mutluyum ve eğleniyorum doğrusu. Herkese de tavsiye ederim :P Her ne kadar, çoğu insanın içinden "bunun için mi okudun ?", "niye garsonluk yapıyorsun, doğru düzgün bir iş bulsana!!", "mühendis oldun, garsonluk yapıyorsun, cık,cık,cık" gibi düşünceler geçirdiğini hissetsem de, bu düşüncelerin uzaktan yakından benim burada yaşadığım tecrübeyle, ve geçirdiğim keyifli vakitle alakası olmadığını biliyorum.

Aslında böyle düşünenlerin de niçin böyle düşündügünü anlayabiliyorum. Sonuçta Türkiye'de (ve tabii aslında Dünya'nın hemen hemen her yerinde) insanlar birbirlerini okudukları okulların kalitesiyle, sürdüklerin arabaların lükslüğüyle, çalıştıkları şirketin ekonomi dergilerindeki sıralamalarıyla ve ne kadar üst düzey bir pozisyonda çalışıyor olduklarıyla değerlendiriyorlar.. Sanki kaliteli, kültürlü, bilgili insan olmanın kriteri ne kadar para kazandığın veya ne kadar üst düzey bir pozisyonda çalıştığınla alakalıymış gibi..

BANA SORACAK OLURSANIZ, SANIRIM CEVABIMI TAHMiN EDEBiLiYORSUNUZ !! :)

Biraz işi nasıl bulduğumu, nasıl bir yerde, nasıl insanlarla çalıştığımı ve neler yaptığımı anlatmak istiyorum. Eminim merak ediyorsunuzdur.. Harika bir restoranda, harika insanlarla çalışıyorum hatta hepsiyle arkadaş oldum, oluyorum. Yine şanslıyım, yine şanslıyım...

İşte hikayesi:

Şu anda yaşadıgımız eve bakmak için ilk Bondi'ye gittiğimiz gün, şöyle bir de etrafı kolaçan edelim, bakalım nasılmış diye dolanmıştık hızlıca. O gün dolaşırken evin çok yakınında bir restoran dikkatimi çekmişti, içinde eski Yesilçam Türk filmi posterleri asılı olan, adı da "Sefa" olan bir mekan..

Biz önünden geçerken kapalıydı, söyle bir içeriye bakmıştım, vay be kebapçı gibi olmayan, güzel, gayet zevkli döşenmiş Türk restoranları da var demek ki, diye de aklımdan geçirmiştim. Hatta daha da ileri gidip, eğer bu evi tutarsak belki ben de burada çalışırım, diye de düşünmüştüm bi saniyeliğine..

O evin üstüne günlerce bir sürü başka eve baktık, dolaştık, ama en sonunda o evi tuttuk.. Yerleştikten bir kaç hafta sonra da bir gün dedim Ali'ye hadi gel şu Türk mekanına bir gidelim de merhaba diyelim, tanışalım, komşuyuz ne de olsa, arkadaş olalım.. Gittik tanıştık, manager Türk bir kız, Ece, şu an burada en çok birlikte aktivite yaptığımız arkadaşımız oldu :) O da evli, eşiyle de tanıştık, çok tatlılar..

O ara daha Sydney'de ilk haftalarımız olduğu için kendimizi part-time iş aramaktan çok gezmeye vermiştik. Ama ben yine de Ece'ye telefonumu bıraktım, eğer birine ihtiyacınız olursa beni ara, hiç tecrübem yok ama öğrenirim çabuk dedim. Aradan 1 ay geçti, o arada biz gezdik tozduk, eh artık part-time işlere bakıyım ben bari diyordum ki, Ece aradı.. Elemanlarından biri ayrılıyormuş, gel bir deneyelim senle dedi.. Sonra restoranın sahibi Utku'yla tanıştım, mülakatta İngilizce konuşmamı ve lattemi test etti (hala pek başarılı değilim ama azimliyim yapıcam sonunda) Sonra bir akşam denemeye çağırdı, o akşamın sonunda da beraber çalışalım kararını verdik..

Restoran hafta içleri akşam 6-10 arası, Cumartesi - Pazar tüm gün açık, Pazartesileri kapalı. Bu aralar 2 kişi tatilde olduğu için haftada 4-5 akşam çalışıyorum.. (Bu arada akşam çalışmak harika bir şeymiş, hava aydınlıkken istediğini yapıyorsun, tüm gün senin, akşam hava kararınca evde boş boş oturmak yerine, işe gidip para kazanıyorsun)

Ne kadar para kazanıyorsun derseniz, doğrusu haftada bu kadar az çalışarak ve garsonluk yaparak, Türkiye'de haftada 5 gün sabah 9-akşam 6 (+ trafikte geçen zamanı da katmalıyız) çalışarak kazandığım paranın TL'ye çevirince 2 katından fazla kazanıyorum. eee pek de fena değil yani :) Ama tabii sonuçta buradaki yaşam Türkiye'den çok daha pahalı, ama sırf benim bu kadar çalışmamla bile buradaki tüm harcamalarımızı çıkarıyoruz..

Fakat benim için, paradan çok daha önemlisi, böyle bir işte çalışma amacım arkadaş edinmek, sosyal bir ortama girmek ve keyif alarak bir şeyler yapmaktı.. Amacıma ulaştım, mutluyum.. Yapmasını öğrendigim kokteyller, kahveler, yemekler de bonus :P

Bende ışık görüp beni işe aldırttıgı için Ece'ye teşekkürü borç bilir, buradan sevgilerimi yollarım :)

Mekanla ilgili daha fazla bilgi vermek istiyorum aslında ama bu yazı gereğinden fazla uzun oldu gibi geldi.. Daha detaylı bir Sefa yazısı yazacağım.. Ama o zamana kadar isteyenler, ne yemekler varmış bu restoranda diye merak ediyorsanız, Sefa'nın kendi sitesine veya facebook sayfasına şöyle bir göz atabilirler..

SEFAKITCHEN - web sayfası,

SEFAFACEBOOK - facebook sayfası


Ne Okusam / Arama

Please reload

Bizi Takip Edin

  • Facebook Basic Black
  • Instagram Basic Black

Bizi Takip Edin!

  • Facebook Basic Black
  • Instagram Basic Black

Instagram Köşesi

En Yeni Yazılar

October 12, 2015

Please reload