Aşık olduk sana Tazmanya


2014 yılı bizim için azıcık sıkıcı geçmekle beraber seneyi yine harika noktalamayı başardık :) Avustralya'ya geldiğimizden beri en çok ilgimizi cezbeden, en çok görmek istediğimiz yerlerden biri olan Tazmanya'yı uçtan uca gezerek üstümüzdeki ölü toprağını attık, canlı ve de heyecanlı bir şekilde Türkiye'ye ailelerimizi ziyarete gittik. Aralık ayının ortasından Ocak ayının sonuna kadar gezmelerdeydik, tüm senenin acısını çıkardık!

Tazmanya deyince herhalde herkesin aklına önce bir bizim meşhur, fırıl fırıl dönen şirin Tazmanya canavarı geliyordur, en azından bizim jenerasyondakilerin; Warner Bros. sağ olsun... O hayvancağız öyle şirin bir şey değilmiş bu arada, kandırmışlar bizi :/ İkinci akıllara gelen de Tanzanya oluyor galiba, kiminle konuşsak biz Tazmanya'ya gidiyoruz diye, oo orası uzak size ya ne alaka dedi :) Hemmen coğrafya bilgilerimizi tazeleyelim, Tanzanya Afrika kıtasında Kenya'nın komşusu hani şu meşhur Zanzibar adasının olduğu ülke. Tabii ki de günün birinde oraya da gideriz ama bizim Tazmanya Avustralya'nın en güney noktası, ada eyalet, yani Avustralya'nın bir parçası, sanıldığının aksine ayrı bir ülke değil!

Hep etrafımızdaki insanlardan duyduğumuz Tazmanya ve Yeni Zelanda'nın doğal güzellik anlamında birbirine benziyor olduğuydu. Bunu söylüyorum çünkü herkes Yeni Zelanda'nın güzelliklerine Yüzüklerin Efendisi'nden az çok aşina. Gerçekten de doğal güzellikler anlamında etkileyici bir ada Tazmanya, Yeni Zelanda kadar güzel mi onu bilemiycem, oraya gidip geldikten sonra karşılaştırmasını yaparız fakat, Tazmanya bizim şu ana kadar dünya üzerinde gördüğümüz en güzel yerlerden biri!! Bayağı iddialı yani :)

Nesinden bu kadar etkilendiniz peki diye sorarsanız, temelde doğa ve yeryüzü çeşitliliğinden diyebilirim. Adanın doğusu genelde düzlük, makilik, okyanusla yeşilin kucak kucağa olduğu, uzun sahillerin, sakin koyların, yer yer lavanta tarlalarının olduğu bir yerken, batısına doğru gittikçe tepelik yerler artıyor, devasa, etkileyici baraj gölleri, dağcıkların arasına serpilmiş göller bölgesi, çok büyük alanları kaplayan ulusal parklar, an be an değişen flora, havayı kaplayan binbir çeşit değişik çiçek ve bitkinin bayık kokusu, bir an ormanlık bir bölgede giderken bir sonraki an köşeyi döner dönmez etrafta hiç ağaç olmaması, dik kayalıklarla kaplı geçit gibi yollar, işte bunların hepsi "Obaa şuraya bak, vaaay şuna bak ne değişik, Üfff şu manzarayı da çekmemiz lazım, offf, üfff, ohaaa, vaaaay" ünlemleriyle dolu bir gezi yaşattı bize!!

Nasıl Seyahat ettik:

Tüm geziyi bizim Tosbik'le (nam-ı diğer Toyota Rav4'ümüzle) yaptık. Tosbik hem arabamız, hem evimiz oldu, çünkü tembel kampçılığı yapıp arabada uyuduk bu sefer..

Evet Sydney'den Melbourne'e 900km. kadar yol var, sırf iki şehir arası neredeyse 2000km. ediyor; zorunuz neydi? uçakla direk Tazmanya'ya gidip oradan araba kiralasaydınız! diye düşünenler olabilir, tabii ki de o seçeneği de gözden geçirdik fakat sırf yolu kısaltmak değildi derdimiz, her ne kadar 2 günü direksiyon sallayarak geçirdiysek de amacımız varmaktan çok yolda olmak olduğu ve her an her yerde değişik şeylerle karşılaştığımız için seyahati böyle planladığımıza çok sevindik sonrasında.. Ayrıca da maliyet analizi yapınca bu şekilde seyahat etmek cebimize $1000 kadar da yardımda bulunmuş oldu!

Rotamız:

Sydney'den Melbourne'e gidip, Melbourne'den Devonport'a giden feribota bindik. (Spirit of Tasmania) Feribot yolculuğu 9 saat sürüyor, evet biraz uzun ve bayağı da sıkıcı!! Devonport'a akşam üzeri vardık ve direk Launceston'a gidip geceyi orada geçirdik. Kasaba bize biraz ürkütücü göründü açıkçası, sanırım bunda Pazar akşamı orda olmamızın ve etrafın çok ıssız olmasının da etkisi var. Ertesi sabah erkenden adanın doğusuna doğru yollandık, ilk durak Bridestowe Lavender Estate oldu, hayatımızda ilk defa lavanta tarlası gördük, çok ama çok güzel bir görüntü, harika bir koku ve etraf vızır vızır arı kaynıyor! Oradan Bay of Fires'a yollandık, öğle molamızı Mount William National Park'ın en doğu ucundaki Eddystone Lighthouse'un orada verdik. Sonra başladık güneye doğru sahil şeridi boyunca inmeye. Arada bir lastiğimiz patladı, hallettik devam.. İlk geceyi Coles Bay'de geçirdik. Ertesi gün Coles Bay ve Wine Glass Bay civarını gezip Tasman Peninsula'ya devam ettik. Tasman Peninsula aslında çok güzel fakat günün yarısı yağmurlu geçti biz oradayken, kanoyla sahil şeridinde turlar düzenleniyor, denenebilir, biz deneyemedik. Bir sonraki durak Hobart! Hobart'a bayıldık, geceyi aurora görmeyi umarak sürekli gökyüzüne bakmakla geçirdim fakat çok bulutluydu hava, aurora görünecek bir durum yoktu ama yine de o gün gördüğümüz gün batımı benim hayatımda gördüğüm en etkileyici gün batımıydı. Alicim yazık, zannediyorum renk körlülüğünün etkisiyle, benim kadar etkilenemedi gök yüzündeki renk değişimlerinden, morlardan, kırmızılardan, turunculardan.. Şehir çok şirin, Mount Wellington'ın eteklerinde, denizle içiçe, yemyeşil.. Yüksek apartman kavramı pek yok, sadece şehir merkezinde, onun dışında mahalleler genelde hep 2 katlı müstakil ve bahçeli evler, rengarenk çiçeklerle dolu bakımlı bahçeler, şirin publar, cafelerle dolu, her anlamda çok hoş bir şehir.. Mona müzesi ise başlıbaşına bir eser,tam 1 gün geçirsen geçirilir, öyle ilginç bir müze!

Hobart'tayken günübirlik Bruny Island'a da geçtik. Bruny istiridyesi, süt ürünleri ve şaraplarıyla ünlü fakat biz tam Christmas gününde orada olduğumuz için tabii ki de her yer kapalıydı. Fakat yine de midelerimizi bayram ettirememiş olsak da gözümüzü ruhumuzu besledik; sırf kuzey Bruny'i güney Bruny'e bağlayan ve "The Neck" denilen yerin manzarası bile bu adacığa gitme sebebi. Adaya Hobart'ın 40 dk. kadar güneyinden, Kettering diye bir kasabadan feribotla 20dk. da geçiliyor.

Geri kalan günlerimizde Tazmanya'nın batısını keşfe daldık, ilk başta bahsettiğim, daha tepelik, ormanlık kısımlarını. Gordon Dam, yani Gordon barajı çok etkileyici bir baraj, ben sanırım hayatımda ilk kez baraj gördüm, belki de o yüzden o kadar etkilenmişimdir, ama insan bir kez daha gerçek mühendislik nedir anlıyor! Gordon Dam'e giderken geçtiğimiz yollar, gördüğümüz manzaralar da ayrıca etkileyiciydi.. Craddle Mountains en yüksek noktası adanın ve dağın civarında bir çok yürüme rotası var, bizim Craddle'a gittiğimiz gün hava çok bulutlu ve sisliydi, o yüzden boşuna tepeye çıkmadık, tüm günlük bir yürüyüş rotası çıkış ve iniş toplamda, fakat önceki gün zaten çok benzer bir rotayı, Mount Rufus rotasını yürümüştük, o yüzden çok bir kaybımız yok.. Kar bile yağdırdık, dağın tepesinde :)

Son olarak da adasının kuzey batısını gördük, bir gece de orada kaldık ve geldiğimiz gibi feribot üstü, direksiyon sallama yoluyla çıktıktan tam 10 gün sonra Sydney'e geri döndük. Ondan iki gün sonra da Türkiye'ye ailelerimize, dostlarımıza uçtuk...

İşte bizim senemiz böyle güzelliklerle ve sevinçle dolu başladı. Umarız sizin de aynı şekilde güzel başlamıştır ve 2015 harika günlere gebedir!

İşte beklenen fotoğraflar,

Sevgilerimizle

#tazmanya #gezi #brunyisland #bayoffires #hobart #monamuseum #spiritoftasmania #aliylebaşakyollarda #avustralya #fotoğraf #kamp #keyif #macera #roadtrip #seyahat

Bizi Takip Edin!

  • Facebook Basic Black
  • Instagram Basic Black

Instagram Köşesi

En Yeni Yazılar

October 12, 2015

Please reload